Geçmişte yayla evleri bir başka olurdu. Dört direk üzerine atılan katran dalları ile etrafı basit bir şekilde kapatılmış yada basit taşlardan yapılmış üzeri toprakla kapatılan hertarafından ışık ve hava alan evlerdi yayla evleri.
Hayvanları ile aynı yerde yatar,otururdu yayla insanı.Yayla insanı için hayvanları çok önemlidir,gecede olsun gündüzde olsun o hayvanlarını yanından ayırmazdı. Günümüzde artık evler şehir evleri gibi betonarme olarak inşa ediliyor yaylalarda. Yayla bir geçinme yeri olmaktan çıkıyor bir eğlence yerine dönüşüyor.

Ahşaptan yapılmış kenarları kuru yayla taşı ile çevrili üzeri toprak ile kaplı evlerin damlarından süzülmüyor artık geceleyin ay ışığı, vurmuyor evin içine güzelim ardıç, andız, katran, kekik kokulu gece ayazı… Güneş ışığı giremiyor çatıdan içeriye… Ocaklarda pişirilmiyor yufka ekmekler, bazlamalar, peynirli,çökelekli börekler darı ekmeğiden yapılan sıkmaçlar. Sıcak topak ekmek üzerine Sürülmüyor yayıklarda yayılmış tereyağları. Ekmek bile artık kasabadan geliyor.Harmanlar gölüklerle sürülmüyor,Kaldırılan hasat develerle köye inmiyor artık.
Ateş yakılırdı ev denilirse o derme çatma yapıların içerisindeki ocaklarda.Ocaklardan cıkan o duman insanın gözünü oyuyordu.O kütükten ve gazlambasından çıkan is kokusu günlerce üzerinden çıkmazdı yayla insanının.