|
|
 |
|
Kemal ALKAN yazıları |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TOROSLARDAN İNSAN MANZARALARI
Geçen sonbaharda Torosları gezdim. Çocukluğumuzun geçtiği yaylalrı dolaştım.Yırtık kara lastik ayakkabılarımızla,güneşin yüzümüzü yakıp esmerleştirdiği, suyunun dudaklarımızı çatlatmış haliyle, kir pas içinde geçen çocukluk günlerimizi tekrar yaşamış gibi oldum.
Bugün oralardan uzak daha düzenli bir yaşam içinde olsak da Toroslarda hala değişmeyen yaşam sürüyor. Yolsuz,susuz, ışıksız yaşayan insanlarımız var. Issız koyaklarda, vadilerde toprağa tutunup hayvancılık,meyvecilik,arıcılık yaparak üretmeye çalışan insanlarımız var. Ama hala onlar hakettikleri altyapı hizmetlerini görememişler. Eğer onlara bu hizmetleri sunabilirsek kat kat fazla üreteceklerdir. Kalkınmak bu değil mi.
Bir çobana ailesine rastladık, taştan örme bir çardakta altı nüfuslu bir aile. Babanın saçı sakalı birbirine karışmış,başında eskimiş bir şapka, pantolonunu kemer yerine iple bağlamış.Eski püskü giysiler içinde.
-karşı koyaktaki çoban evimi yaktı, diyor. Sebep otlak kavgasıymış. Evin üzeri yanmış. Derme çatma kapatmışlar, ancak ışığı engelleyebilir. Çocuklar ürkek,YİBO'ya giden iki çocuk okullar açılalı 15 gün olduğu halde hala gidememişler _ Neden okula göndermediniz? diyorum, çocuklarsız bu işleri yapamam diyor baba. Çardağın önünde taşlar üzerine tutunup oturuyorduk. Kolumda bir kaşıntı oldu baktım bir kene,çevreme bir göz gezdirdim yerlerde keneler koşturuyor. Hemen ayaklandım, müsade istedik.
Hava soğuktu ve o gece sabaha kadar yağmur yağdı,aklım da orada kaldı.
Devamı başka sefere. Sevgilerimle
Kemal ALKAN
|
|
TOROSLARDAN İNSAN MANZARALARI 2
Altıntaş yaylasından Balkusan köyü yönüne 7-8 km. gidince Saparca vadisine varırsınız. Tabi yol bulabilirseniz. Cipimiz sanki karada değil de dalgalı denizde küçük bir sandal gibi. Bata çıka gidiyoruz. Yolumuz patika bile değil, taşlı tarla. Hanımlar araba inip kalktıkça feryadı basıyorlar. Bizlerden çıt çıkmıyor, serde erkeklik var ya. Laf aramızda kaptanımız; Abdullah Çıkrık’a güvenmesem ilk dalgada kendimi dışarı atacağım.
Nihayet bir tepenin başındayız, kaptan ‘işte geldik.” Dedi. Herkes derin bir nefes aldı araçtan indik Hava keskin, aşağıdan gelen esinti ceketlerimizi kanatlandırıyor. Temiz havayı ciğerlerimize çektik defalarca ve sessiz vadiyi seyrettik bir süre. İkindi vakti, aşağıdan horoz sesleri geliyor. Vadi yemyeşil.. Ceviz, elma, kiraz, ve daha birçok ağaç vadiyi yeşile bürümüş. Tepeden aşağı yol düzeliyor, vadiye inişimiz zor olmadı.
Tepeden 7-8 tane ev görünüyor, aralarında 300-500 metre gibi mesafeler var, ilk eve konuk olduk. Komşu evlerden de gelenler oldu. Bizlere ne ikram edeceklerini şaşırdılar. Yemek yedik. Üzüm, elma, kiraz yedik, ceviz oyduk. Çay içerken sohbet koyulaştı ve döne dolaşa Toroslar’da yaşam koşullarının zorluğuna geldi. Elektrikleri yok, Kasabalarına (Güneyyurt) yol, Balkusan köyü-Ermenek hattından 45 km. imiş. Eğer Altıntaş Yaylasına bağlayan bir yol açılırsa yol yarı yarıya kısalacakmış. Bu yolun açılacağı günü iple çekiyorlar. Ne kadar ağaç yetiştirdiklerini, geleceğe umutla bakarak anlatıyorlar. Cep telefonları çekmiyormuş ama, evlerinde sabit telefonları bari varmış.
Ayrılık vakti geldi. Tam müsaade isteyecekken bir komşu kadın “ bizim eve de gideceğiz” dedi. Daha bizden itiraz gelmeden” size bal yedireceğim” dedi. Özden değil sözden “ vakit yok, gitmeliyiz” desek de tadı hala damağımda duran saf balı yemeden ayrılmak olmazdı.
Saparca Yaylası serüvenimiz de böylece sona erdi. Devletle hiç sorunu olmayan, her zaman devletinin yanında olan, ancak devletin temel hizmetlerinden asgari ölçüde yararlanmak isteyen bu üretken insanlarımıza istediklerini esirgemeyelim.
Saygı ve sevgilerimle.
Kemal Alkan
|
TOROSLARDAN İNSAN MANZARALARI 3
Saparca vadisi’nden ayrıldık, gün batmak üzere. Bir yamacı döndük Ben hala Saparca vadisini düşünürken kaptanımız ;” işte Dedeli yaylası “ dedi.
Dedeli adını çok duymuştum ama görme fırsatım olmamıştı. Dedeli Yaylası Aşağı Çağlar köyüne ait. Köylüler Dedeli Yaylasına giderken bizim Altıntaş Yaylasından geçerler. Hasatlarını günlerce atlarla, develerle, katırlarla taşırlardı. Hayvanların denkleri dolu doluydu. En iyi atlara aşağı Çağlarlı köylüler binerlerdi. Ermenek’e Güneyyut’a pazara giderlerken bizim mahallenin içinden süvari alayı gibi atlarının nal seslerini dinleterek geçerlerdi. Mahallede belki de biraz kıskanarak Aşağı Çağlardaki atların yıllık yem ve nal tüketiminin hesabı yapılırdı.
Dedeli yaylasını görünce anladım ki; bu şaşaalı geçit töreninde Dedeli yaylasının da, payı var.
Cipimiz bata çıka yol alırken, camdan çevreyi gözlüyorum. Toprağın rengi karaya çalıyor. Ekinler derilmiş, anız sapları sanki buğday sapı değil, kamış sapı gibi kalın. Karşı kayalıklarda oldukça fazla kaya mezarları görünüyor. Anlaşılıyor ki; Dedeli yaylası ilk çağlarda da insanları doyurmuş bir yer.
Yer, yer tek katlı toprak damlı evler görünüyor. Çobanlar öbek, öbek hayvanlarını otlatıyorlar ve bize el sallıyorlar. Hava iyice karardı, evlerin küçük pencerelerinden sönük gaz lambası ışıkları geliyor. Cipimizin motor sesinden başka ses yok. Her taraf ıssız ve karanlık. Ara sıra aracımızdan hanımların feryatları karanlığa karışıyor.
Sessiz ilerliyoruz, içimi kasvet bürüdü. Dedeli vadisi; yolsuz ve ışıksız. Işıklı ve aydınlık günlere kavuşturulmaları dileğiyle.
Sevgi ve saygılar.
|
|
|
|
|
|
|
|
|